11 Haziran 2017 Pazar


Soma (Sanskrit सोम Sóma/Haoma)

İksir

İksirler yenileyici ve şifa verici olduğu inanılan içkilerdir. Bu terim ilk önceden simyagerler tarafından (aynı zamanda felsefe taşı olarak bilinen) basit metalleri altına dönüştüren, hastalıkları tedavi eden ve yaşamı uzatan maddeyi tanımlamak için kullanılırdı. Simyagerler her ne kadar bu kelimeyi türetmişlerse de, böyle bir madde konusundaki inanç simyadan önce de vardı ve sürekli olarak mitoloji ve din tarihinde rastlanır.

Bu kelime, Latince elixir kelimesinden kaynaklanır ve eliksir de Arapça el-iksir kelimesinin Latinceleşmiş bir şeklidir. Grekçe'de tıp ve simya dönüşümü için kullanılan kuru bir toz olan xerion kelimesine akrabadır.

Din, mitoloji ve peri hikayelerinde bir yerlerde yaşlıyı genç kılan, hastayı iyileştiren, veya ondan bir yudum, soluk veya parça ısıracak kadar şanslı, bilge veya kurnaz olana refah ve sonsuz yaşam veren bir ot, pınar, taş, sarhoş edici içki veya cadı kazanında hazırlanan zehirleyici bir karışım olduğu fantezisi oldukça yaygındır. Gılgameş Destanında Uruk'un görkemli kralı sonsuz yaşamın sırrını bulmak için yolculuğa çıkar ve denizin dibinde sonsuz yaşam otunu bulma şansını sahip olur. Onu yerinden söker ama dikkatsiz bir şekilde onu ortalıkta bırakır ve bir deniz yılanı onu çalar.

Gılgameş'in kaybettiği şeyi bulmak için sayısız insan çabalamıştır. Sağlık, refah ve sonsuz yaşamı bağışlayabilen sihirli bir maddenin varlığı konusunda inanç insanların ölüme meydan okuması kadar eski bir düşünsel dilektir. Ölümü yaşamın doğal sonucu olarak kabul etmekten uzak, her yerde insanlar ölümü cehalet ve kötü niyetin sonucu olarak görmüşlerdir. İnsanların bir zamanlar ölümsüz oldukları ve halen olmaları gerektiği inancı ölümün dünyaya nasıl girdiğini anlatan mitolojik öykülerde içerilmektedir.

Gılgameş Destanındaki gibi bir deniz yılanın ölümsüzlük otunu çalması motifi dünyanın her tarafında tekrarlanmaktadır. Hepsi bir yılan veya deniz canavarının kutsal bir ölümsüzlük pınarı, yaşam ağacı, gençlik pınarı, altın elma vs. koruduğu mitinin varyasyonlarıdır. Bütün bu mitlerin arkasında tanrıların kıskanç olduğu ve ölümsüzlük iksirini insanların ulaşamayacağı yerlerde sakladığı korkusu yatar.İnsanlar öz hakkı olan ölümsüzlüğü geri kazanmak için tanrıları ayartmak veya atlatmak için gerek fiziksel, gerekse de ruhsal olarak büyük çaba harcamışlardır.

Mısır, Hint, Grek, Babil ve İbrani yaratılış efsanelerine göre hayat, her şeyin özünü taşıyan ilkel madde olan sudan çıkar. Tufan efsanelerinde hayat sulara (şekilsiz biçim) geri döner, buradan yeni şekillerle yeniden ortaya çıkabilir. Vaftiz töreni suyun hayatın kaynağı olduğu ve dolayısıyla yeniden doğma ve ölümsüzlüğün kaynağı olduğu inancından doğmuştur. Bu şekilde su nihai büyüsel ve tıbbi madde olmaktadır. Arındırır, gençliği yeniler ve bu yaşamda ve gelecek yaşamda ölümsüzlüğü temin eder. Bu sihirli "ab-ı hayat"a (yaşam suyu) birçok isim verilmiştir - soma, haoma, ambrosya, şarap - her biri insanlara ve tanrılara bilgi, güç ve ölümsüzlük başlayabilecek kutsal bir içecektir.

Hem aylık yinelenmesinden dolayı, hem de hayatın kaynağı su üzerindeki kontrolünden dolayı ay yinelenmenin nihai sembolüdür. Ayı deniz suyu, yağmur, bitkisel yaşam, dişi bereket, doğum, ölüm, inisiyasyon ve yinelemeye ilişkilendiren sembolizm Neolitik çağına dek iner. Güneş de güçlü bir yineleme ve ölümsüzlük sembolüdür. Güneş ve ayla ilgili mitolojik ve dini bağlantılar, insanların bu gök cisimlerine ilintili sıvı, bitki, hayvan, mineral ve metalleri kullanarak neden iksirler hazırlamak istediklerini açıklar.


Şamanizm'in temsil ettiği ilkel kavim ve kadim dinlerinde iksirler, topluluğa psikotik maddeler şeklinde sağlanıyordu. Şaman ve takipçilerini yaşadıkları dünyadan da daha gerçek bir ruh alemiyle irtibat kurmalarını sağlayan vizyon ve vecit halleri yaratma açısında psikotikler, halüsyonojenler ve uyuşturucular çok önemlidir. Bu vizyonlar sefalet, hastalık ve ölümün içinde bulunmadığı doğaüstü bir alemin varolduğu inancını desteklemektedir (ve belki de üretmektedir). Ölümsüzlük vizyonundan ölümsüzlük arayışına geçiş küçük bir adımdır. Vizyonu yaratan madde şifa ritüellerinde kullanılıyordu veya da ilaç olarak veriliyordu. Bazen Vedik ritüellerde soma için ve Kuzey Amerika düzlük Kızılderililerin kullandığı psikotik madde "Baba Peyote" için yapıldığı gibi onlara bizzat tanrılaştırıp tapılıyordu. İnsanlar bu tanrıları elle tutabileceklerini ve onları yiyip güç ve ölümsüzlüklerini özümseyebileceklerine inanıyorlardı. Bunun arkasındaki inanç insan yediği şey olduğu ve hayvan, insan ve ilahi gücü sindirim sistemi ile özümseyebileceği fikri yatmaktadır. Bu inancın ciddi veya mecazi olarak alınması, değişik dini akımlarda kurbanların yenilmesi için zemin hazırlamıştır (Dionysis, Attik, Eleusis, Hıristiyan).

Rig Veda'da anlatılan Soma ritüeli bir iksirin hazırlanışını ve kullanışını anlatan en eski kayıtlı dini törendir. Soma'nın ne olduğu konusunda farklı fikirler ortaya atılmıştır. R. Gordon Wasson'un araştırmaları (1969) soma'nın sıvısı öldürücü bir zehir olan, ama sulandırıldığında psikotik bir madde olan Amanita Muscaria mantarından hazırlandığı olasılığını oldukça inandırıcı kılmaktadır. İçkinin neden olduğu ölümsüzlük vizyonları içkinin kendisiyle özdeşleşmiştir. Bu konuda şiirler de yazılmıştır:

"Somayı içtik ve ölümsüzleştikTanrıların keşfettiği ışığa eriştikBize artık hangi şerlik işler ki?Ve ölümlülerin kini bize karşı ne yarar ki? ey Ölümsüz Tanrı"

Soma'nın kullanımı Vedik dönemin sonuna dek ortadan kalktı. Bazı alimler bu gelişmeyi Hint-Avrupalıların mantarın yetiştiği bölgelerden uzak yerlere göçmelerine atfetmektedirler. Belki de daha inandırıcı bir görüşe göre zamanla ruhban sınıfın daha çok hakim olduğu kurumsallaşmış ve daha az coşkulu bir din anlayışı yaygınlaşmıştı.

Şamanizm'in yerine yavaş yavaş daha organize dinler geçerken, zihinsel farklılaşım yaratan druglar şeklinde iksirlerin ritüel kullanımı giderek ruhban sınıfın tekeliyle sınırlandı. Zamanla tamamen terk edildi veya ruhban sınıfın kontrolü altında (etkisiz maddelerin kullanıldığı) sembolik ritüeller yerini aldı. Bu durum hem Hint ibadette ravent suyu ve diğer sıvıların somanın yerine aldığı Vedik sonrası döneminde, hem de haoma'nın içimi Zerdüşt tarafından vazgeçirildiği İran'ın erken Zerdüşt döneminde yaşanmıştı. Bireysel vecit özelliklerine dayanan Şamanların transları, hiyerarşi ve muhafazakarlık üzerinde kurulu dini teşkilatlara ters düşmektedir. Eleusis Misterlerde kukeon'i içme ritüeli teşkilatlı dinlerin bireysel vecit deneyimleri nasıl bir takdis edilmiş bir rahip tarafından toplumsal bir olaya dönüştürüldüğü konusunda bir örnek oluşturmaktadır.

Diğer bir örnek de Hristiyanlıkta komünyon ayinidir. Bir iksir kavramında ölümsüzlük vaadi bu ritüelin esasını oluşturur. Yuhanna İnciline göre (6:51) ekmek ve şarap tam anlamıyla İsa'nın bedeni ve kanıdır ve onu sindiren kişiye sonsuz yaşam verir. Antakya'lı Ignatius (Ölümü M.S. 113) ekmeği ebediyet ilacı ve ölüme karşı çare olarak tanımladı. Ancak Hıristiyan teologlar komünyon doktrininde İsa'nın gerçek varlığında saklı tanrılaşma ve (ahlaki terbiye gerekmeden imanın hidayet için yeterli olduğu) antinomyanizim fikirlerinin tehlikelerinin farkındaydı ve sürekli olarak bu iki konuda uyarılarda bulunuyorlardı. Aziz Pavlus'ın erken Hıristiyanlar tarafından kutlanan Aşk Ziyafeti Agape'yi kınaması (bakınız 1 Cor. 10-11), coşkunun heteredoks inançlara yol açabileceği korkusunu yansımaktadır. Kilise güç kazandıkça eki Şamanik uygulamaları devam eden bireyler din sapkınları olarak afişlendiler ve kıyıma uğradılar. Cadıların, majisyenlerin ve simyagerlerin kaderi buydu.

Hem doğu, hem de batı simyagerler insanları ölümsüz kılan iksirler ürettiklerini iddia etmişlerdir. Ama Çin simyagerler Hint, Grek ve batı simyagerlere kıyasla fiziksel ölümsüzlük arayışında daha da ısrarcı bir tutum içindeydiler. Batı düşüncesine o denli has olan bu dünya ve öte dünya arasındaki fark Çin simyagerler tarafından göze alınmıyordu, ayrıca Grek ve Hint simyagerler gibi kozmostan kurtulmayı da ummuyorlardı. Çinliler için madde ve ruh tek bir organik bütünün parçalarıydı ve iksirlerin işlevi bir nevi sürekli tutkal gibi hareket edip beden ve ruhu sonsuza dek bir bütün olarak tutup "cevheri" (şen) korumaktı.

Çinliler her zaman yaşamı uzatmakla ilgilenirlerdi, ancak görünüşe göre ölümsüzlük iksiri fikri erken Taoist felsefesinin harfi tefsirinden dolayı ilk kez dördüncü asırda ortaya çıktı. Esasında Tao kelimesi fiziksel bedenlerin gelişmesi ve çalışmasını sağlayan yaşam gücü anlamına gelmişti. Zamanla Taoist simyagerler bu soyut ilkeyi içilir veya yenilir bir iksire dönüştürdü. Tek sorun Tao'nın maddi yapısını tayin etmek ve yenilir bir şekle sokmaktı. Genel görüşe göre özellikle dayanıklılığından dolayı altın ve renginden dolayı zincifre en gözde adaylardı. Dünyanın her tarafında insanlar altının mükemmel ve yok edilmez özelliğini kendileri dahil mükemmel olmayan şeylere aşılamaya çalışmışlardır. Bunu başarmak için altın tozunu yemişler ve altınlı içkiler içmişlerdir. (Batı simyagerler Musa için simyager demişler, bunun sebebi Çıkış 32:20'de İsrailoğullarını altın buzağıyı toz haline getirip suyla karıştırıp içmelerine zorlamıştır).

Zincifrenin iksir için ideal madde olduğu fikri onun rengi ve kimyasal yapısına dayanmaktaydı. Zincifre kanın rengi kırmızıdır ve cıva kükürt karışımı cıva sülfat olduğu için metallerin en canlısı saf cıvaya dönüştürülebilir. Tabii ki, burada önemli bir sorun var, zincifre zehirlidir, ama ölümsüzlük güçlü bir hayaldi ve simyagerler başkaları gibi çileyi gerekli bir bedel olarak kabul etmişlerdi. M.S. 820 ve 659 yılları arasında tam altı Çin İmparatoru sonsuza dek yaşama dileği ile aldıkları iksirlerden zehirlendiler. Joseph Needham (1957) dokuzuncu asırdan sonra Çin simyasının gözden düşmesinin sebebi için zehirlenmenin önemli bir unsur olduğunu ortaya atmıştır.

Simyasal bir iksirin fikri Orta Çağlarda Batıya İslam aracılığı ile gelmiştir. Ancak Hıristiyanların madde ve ruh ayrımı ve ahrette yaşam üzerinde durmaları simyagerlerin bu yaşamda ölümsüzlüğü kabul etmelerini zorlaştırdı. Yine de bazı simyagerler ölümsüzlük iksirini yaratmaya çalıştılar ve deneyleri tıbbi teori ve uygulamalara katkıda bulundu, çoğu simyager ise basit metalleri altına çevirecek daha sınırlı ve dünyevi amaca yöneldiler. Seçkin bir grup ruhsal simyagerler her iki amacı hor gördüler ve ruhu yüceltip ilahi menşeine götürecek ruhsal iksirler aradılar.

Ölümsüzlük iksirini arayan bütün bu simyagerler arasında, bildiğimiz kadarıyla hiçbiri başaramadı. Ancak insanoğlunu sefalet, hastalık ve ölümden kurtaracak bir maddenin olduğu fikri dini, felsefi ve bilimsel düşünceye güçlü bir dürtü olmuştur.


Ölümsüzlük iksiri

Birçok tradisyonda rastlanan bir semboldür. İslamî tradisyonda ab-ı hayat adını alır. Ölümsüzlük ve sonsuz gençlik verdiğine inanılan ab-ı hayat, Tevrat ve Kuran'da sözü edilen Hızır'la ve 'balık'  sembolüyle ilişkilendirilir (Hızır'ın ab-ı hayatı bularak ölümsüzlüğe kavuşması öyküsü, İbrani tradisyonunda Yeşua ile İlya'nın öyküsü, Kuran'da Musa Peygamber ile Hızır'ın ya da Yuşa'nın öyküsü olarak anlatılır.) 

Bu mucizevi içeceğin eski Türkler'deki adlarından biri bengisu'dur. Eski İran tradisyonunda ise haoma ya da homa adıyla bilinir. Beyaz renkteki haoma'nın 'Dünya Dağı 'dan  edinilebileceği belirtilir.

Grek mitolojisinde ölümsüzlük içeceği nektar'dır, adı "ölümsüz" (ambrotos) sözcüğünden  türetilen   ambrosya  ise ölümsüzlük yiyeceğidir. Çiçek özleriyle ilişkilendirilen ambrosyanın bal gibi tatlı olduğu belirtilir. Grek mitolojisine göre ilahların ölümsüzlüklerini ve yaralanamaz oluşlarını borçlu oldukları bu besinlere kimi insanlar da ulaşabilirler. Nektarı içen ya da ambrosyayı yiyen insanlar gençlik, mutluluk ve ölümsüzlük kazanırlar, yani bir bakıma ilahlaşırlar. Kimi Batı tradisyonlarında söz konusu içecek 'yaşam suyu çeşmesi' olarak ifade edilir.

Ölümsüzlük içkisi Hint tradisyonlarında, Vedalar'daki adıyla soma'dır. Bu, ölümsüzlük ve mükemmellik özsuyudur. İlahların içeceğidir, gücü sınırsızdır. İnsanlar içinde "Göğe" ulaşmaya yönelmiş kişilerden bazıları bu içecekten içebilecek dereceye varabilirler. Yükselebilmiş olanlara takdim edilir. Bu, ruhsal olarak içilen bir içecektir, içmeyi başaranlar ilahlar safına katılır. Bu besinin Hint'teki diğer adı amrita'dır.

Aden cennetindeki 'yaşam ağacı'nın meyvesi, Hesperid'ler bahçesinin altın elmaları ve Çin'deki sivangumu şeftalileri ölümsüzlük içkisi sembolünün çeşitli versiyonlarından başka bir şey değildir. Sembol, çeşitli tradisyonlarda değişik adlarla, içecek ya da yiyecek olarak ifade edilmiştir. Hepsindeki ortak nokta ölümsüzlük sağlamalarıdır.

Bu kavram "dış simya "ya ezoterik öğretiyle, özellikle Hermetika metinleri aracılığıyla geçmiş, fakat ezoterik anlamıyla değil de, egzoterik anlamıyla ele alınmış ve imal edilebilecek bir sıvı sanılmıştır. Ölümsüzlük içkisini kimi okültistler evrenin her yerinde gizil halde mevcut evrensel yaşam gücü olarak yorumlamışlardır.

Ölümsüzlük içkisi sembolü, kimi teozofların deyişiyle "yukarı sular" denilen, esîrî tesirlerin yüksek karakterde olanlarını simgelemektedir. Yani bu sembol, Neo-spiritüalist deyişle Yüksek İdare Mekanizması 'nın çok ince vibrasyonlu yükseltici tesirlerini ve bunların yükseltici niteliğini simgelemektedir. Ölümsüzlük içkisinden içme, belirli bir tekâmül düzeyine ulaşmış, şuur ve idraki belirli bir düzeye erişmiş ve ince vibrasyonları alabilecek duruma gelmiş bir insanın geçici aralıklarla da olsa, zaman zaman, çok ince vibrasyonlu bu yükseltici tesirleri alabilmesini, yüksek plânlardan gelen bu tesirlerle beslenmesini simgeler. Bu irtibat halinin, eski inisiyasyonlardaki inisiyelerde görüldüğü gibi süreklilik kazanmasını kimi mistikler, 'fenafillah' (-yanlış anlaşılma sonucu verilmiş bir isimdir-), kozmik temas, kozmik şuurla temas, 'kurtuluş'  aydınlanma gibi çeşitli adlarla ifade etmiştir.

Bu aşamada, insan maddeye dönük nefsani duyguların kölesi olmak yerine, kendini diğer varlıkların tekâmülüne şuurlu olarak yardım etmesini sağlayan vazife sezgisinin uyarılarına teslim etmiştir.Ölümsüzlük    içkisinden    içenlerin ölümsüzlüğe kavuşması sembolizminde ya da bir başka deyişle varlığın doğum-ölüm çemberinden kurtulması sembolizminde, varlığın artık dünyada reenkarne olmasına gerek kalmadığı bir tekâmül düzeyine ulaşmış olması, yani 'Dünya gezegeni okulu'ndan alacak bir dersinin kalmamış olması ifade edilir. (Fakat bu, tekamülünün bitmiş olduğu anlamına gelmez, okul değiştirme anlamına gelir.)


Şarap

Şarap sembolü, kimi tradisyonlarda bal, süt, yağ, su gibi diğer sıvı sembolleriyle, kimi tradisyonlarda ise diğer sıvı sembollerinden bağımsız olarak kullanılmıştır.

Genellikle asmadan elde edilen şarap, eski çağlardan itibaren çeşitli din ve tapınçlarda (kült) kullanılagelmiştir. Şarabın özellikle ayinlerde ve vecd, trans gibi ruhsal gevşemelerin söz konusu olduğu etkinliklerde kullanılmış olduğu görülmektedir. Çünkü bu topluluklara göre, alkollü bir içecek olan şarap, bedensiz ruhlarla iletişim kurmaya ve yüksek şuura dalmaya imkan sağlıyor, öte âleme "kayma "nın söz konusu olduğu vecd, trans gibi ruhsal gevşeme hallerinin oluşmasına yardımcı oluyordu. Şarabın bu amaçla kullanımı eski Yunan tapınçlarında açıkça görülmektedir. Şarabı tanımayan Amerika kızılderilileri de ruhsal gevşeme hallerini çeşitli halüsinojen bitkilerle sağlama yoluna gitmişlerdir. Asya Şamanizminde ise herhangi bir uyuşturucu kullanmak yerine, trans haline girişi, monoton uyarılma etkisi sağlayan müzikle, daha doğrusu davul sesiyle sağlama yoluna gidilmiştir.

Grek mitolojisinde şarap ilahı, Plütark'ın ağacın efendisi dediği, "kurtarıcı, yasa koyucu, musa'ların başı ve yumuşatıcı" lakaplarıyla anılan, Anadolu (Frigya) kökenli ilah Diyonizos'tur (İobakkhos). Diyonizos ayinlerinde şarap "içimi, vecd ve trans haline geçilmesini (mainomai, enthousiasmos) kolaylaştırıcı bir etken olduğundan, mevcut olmakla birlikte, şarap, Orfe'nin öğretisinde, aslında, yüksek "plan"lardan gelen ruhsal tesirleri fiziksel "plan"da temsil etmek üzere kullanılan bir semboldü.

Şarap Grek ve Hint tradisyonlarında olduğu gibi, birçok tradisyonda "ölümsüzlük içkisi "nin fiziksel ortamdaki sembolü olarak kullanılmıştır. Daha doğrusu, insanlar vaktiyle sahip oldukları, fakat kaybettikleri 'ölümsüzlük içkisinin yerine bir başka içecek koymak zorundaydılar; bu da şarap oldu: Pek çok tradisyona göre, kötülüğün bulunmadığı çok eski bir çağda ("altın çağ") , ilahların Yer ile spirituel Gök arasında kurduğu, insanların ilahlarla kolayca iletişim kurmalarını sağlayan bir "köprü" vardı; koşullar uygun olduğundan insanlar ilahlarla içli dışlı yaşıyorlardı, Gökle yakından ve açık temas halindeydiler ve "yüksek ruhsal 'planlardan gelen ince tesirler" anlamındaki "ölümsüzlük içeceği"ni fazla çaba harcamadan az çok içebilmekteydiler. Yer ile Gök arasında kolay, engelsiz ve doğrudan bir iletişim ve ulaşım vardı (kimi araştırmacılara göre bu, yitik Mu ve Atlantis ve Hiperbórea kıtalarının bulunduğu bir çağdır).

Fakat bir zaman geldi ki, devrin ve koşulların değişmesiyle Gök ile bu iletişim ve ulaşım kesildi, insanlar ilahlardan uzaklaştı. O dönemden sonra "köprü"den yalnızca trans halinde veya ölüm halinde geçilebilir oldu. Artık "köprü"den kolayca geçebilenler, yalnızca iyi insanlar, bilgeler ve bunların yanısıra daha dünyada yaşarken buradan geçmeyi öğrenmiş ve deneyimlemiş olan şamanlar gibi trans ustalarıydı. İnsanlar "ölümsüzlük suyu"ndan kolayca içemez olmuşlardı; artık bunu nadir insanlar, çok büyük çabalar sonucunda içebiliyorlardı.


Doğu'da, "soma" denilen ölümsüzlük içeceğinin artık kolay kolay içilemediği bu döneme gelindiğinde, göksel somayı içemeyen rahipler, somayı temsil etmek üzere ayinlerde bir tür içki kullanmaya başladılar. Bu, uyuşturucu bir etkisi olan bu dünyasal soma idi, halen de Hint'te kullanılmaktadır. İşte, Hint'teki dünyasal soma neyi temsil ediyorsa, şarap da bir çok tradisyonda aynı şeyi temsil etmektedir.

İlk üzüm bağını dikenin Nuh olduğu belirtilen Tevrat'ta cennette dört ırmak olduğundan söz edilir. İbrani tradisyonunda semavi tesirler ve rahmet ırmağı Yukarı'dan dünya ekseni gibi dikey iner, sonra merkezden itibaren yatay olarak dört kola ayrılır ve cennetin dört ırmağını oluşturur. Bunlar Tevrat'taki adlarıyla, süt, bal, yağ ve şarap ırmaklarıdır. Şarap İbrani tradisyonunda inisiyasyonun ve bilginin dayanağıdır. İbrani okültizminde gizlem (mister) anlamına gelen sod sözcüğü ile şarap anlamına gelen sözcük aynı nümerik değere (70) sahip olduklarından, bazen birbirlerinin yerine kullanılırlar.

Kuran'da su, bal, süt ve şarap ırmaklarından söz edilir (47/15).

Tevrat'ta olduğu gibi Kuran'da da cennetteki ırmakların sayısı dörttür; fark, dört ırmaktan birinin yağ ırmağı yerine su ırmağı olmasıdır. Kevser adıyla bilinen semavi şarap ile ilgili bazı ayetler şunlardır:

"Onlara mühürlü, saf ve halis şaraptan içirilecek" (Kuran, 83/25).

"Rableri onlara gayet saf pak bir şarap içirecek." (Kuran,76/21).

Tasavvufa göre, zemini sabit yıldızlar feleği olan cennetin çatısı Arş'tır (taht) ve kevser şarabı ırmağı Arş'ın altından çıkar; baldan tatlı, sütten ak olan Kevser şarabı ırmağından içenler daha susuzluk duymazmış.

Muhyiddin ibn Arabi gibi birçok sufiye göre şarap, seçkin kişilere mahsus inisiyatik bilginin sembolüdür. Mevlana Celaleddin ise şarabı yaratılışın tAezahürlerinde beliren ilâhî aşkın içeceği olarak belirtir. Bektaşilik'te ise zaman, nefes ve şarap (ya da içki) aynı sözcükle ifade edilir: Dem. Şarap ve asmanın Hitit tradisyonunda da buğday kadar önemli bir rolü var olmalıdır ki, Hitit ilahları üzüm sakallı ve buğday değnekli olarak tasvir edilirler. İvriz'deki, Warpalawa ile fırtına ilahının temsil edildiği Hitit kabartmasında ise elde üç buğday başağı, belde üzüm salkımları tasvir edilmiştir. Şarap sembolü eski Mısır tradisyonunda Osiris, Horus ve Shesmu ile ilişkilendirilir. Shesmu öte âlemde ölüm olayı ile bedenlerini terk edenlerden iyilere şarap sunar.

Şarap sembolü tradisyonlarda genellikle, 'ölümsüzlük içkisi'  sembolüne yakın bir anlamda kullanılmıştır. Yani, belirli bir tekâmül düzeyine ulaşmış, şuur ve idraki belirli bir düzeye erişmiş, yüksek ruhsal "plan'larla irtibat kurabilen bedenli veya bedensiz varlıkların bu irtibatla edinebildikleri bir ruhsal tesiri ifade eder. Her sıvı sembolü, kendisini niteleyen sıfatlarla ve bağlamıyla anlamını, hangi tesir türünü ve hali ifade ettiğini belli eder. Yoğunlukları birbir­lerinden farklı, dört ayrı renk ve tattaki dört ırmak, dört büyük tesir kuşağını ifade eder. Bunlardan biri şarap ırmağı sembolüyle simgelenmiştir. Şarap ırmağıyla simgelenen tesir türüyle ahenk kuran, bu tesir kuşağında yol alan varlık, realitesine hakimdir ve bedensiz haldeyken Mekanizma'nın hizmetinde çalışabilecek şuurluluk haline sahip durumdadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder